Basında
1967
"Kimseden Korkmuyorum" (Pazar, 16 Eylül 1967)
1967 Yılında şansın Semiramis Pekkan'a böylesine güleceğini kimse tahmin edemiyordu gerçekte. Oysa Pekkan'a 1967 yılı uğurlu gelmiş ve böylece bütün tahminlerin dışına çıkmıştı. Şaşırtıcı bir hızla tipinde ve sinema hayatında önemli değişmeler olmuştu. Ve bütün bu değişmeler sessiz sedasız gürültüsüz bir hava içinde gerçekleşiyordu. Semiramis Pekkan önce bir burun yüz görüntüsünü yenilemiş, yaz aylarında denizden bol bol yararlanıp tepeden tırnağa bronz bir renk almıştı.Önceleri tipinin dışında bir özelliği olmadığı sanılan Semiramis Pekkan, "Yaprak Dökümü" nde bir başka yönünü daha ortaya koymuştu. Bu yön Semiramis Pekkan'ın "iyi oyuncu" luğa yakın oluşuydu. Genç kadının, Memduh Ün'ün yönettiği bu filmde, ilk defa doğru dürüst bir oyun çıkardığı görülüyordu. Demek ki Pekkan, sağlam ve sözü olan bir rolü kaptığı takdirde bu işin üstesinden rahatlıkla gelecekti. Ve "Yaprak Dökümü" 1967 yılında ilk çevirdiği film, bunun yanısıra da oyunculuk hayatının ilk dişe dokunur filmiydi Semiramis Pekkan'ın. Ve bu yıl oynadığı diğer filmler de şu sırayı takip ediyordu. Pekkan, Ertem Eğilmez'in yönettiği "Ömre Bedel Kız" da Kartal Tibet ve Fatma Girik ile oynamıştı. "At Hırsızı Banuş" da Yılmaz Güney'le, "Krallar Ölmez" de Ayhan Işık'la oynayarak, "erkek filmleri" nin birinci kadınlığına bir sıçrama yapmıştı. Her ne kadar erkek kahramanların ağır bastığı filmlerde, kadın oyuncular fonksiyonel olamıyorlarsa da isimlerini daha yaygın bir biçimde duyurabiliyorlardı. İşte Semiramis Pekkan, bu tür sıçramalardaki avantajı Yılmaz Güney gibi, Ayhan Işık gibi ünlü erkek oyuncuların karşısında kullanabilmeyi becerebiliyordu az çok.
Ve Pekkan'ın 1967 yılında çevirdiği beşinci film de "Kara Davut" du. Bu filmde Kartal Tibet ve Sezer Güvenirgil'le birlikte oynuyordu. Bu arada ise altıncı filmine başlamıştı. Bu yeni filmin adı "Ölünceye Kadar" dı. Yönetmeni de Ertem Eğilmez'di. Kartal Tibet, Selda Alkor ve Tanju Gürsu'yla karşılıklı oynadığı bu filmin en önemli özelliği renkli olmasıydı.
Semiramis Pekkan bu filmle ilgili olarak:
"Kendimi çok heyecanlı hissediyorum, garip birşey bu" dedi. "Ve hiç çekinmeden bu filmde iddialı olduğumu söyleyebilirim. Bundan böyle de hiç kimseyle karşılıklı oynamaktan korkmuyorum, çekinmiyorum. Türk Sinemasında iki önemli oyuncu var, biri Türkan Şoray, diğeri Fatma Girik... Bu adı büyüklerle de rahatlıkla oynayabilirim karşılıklı."
- Ya Hülya Koçyiğit!.
- Koçyiğit önemli değil, onu saymıyorum zaten!...
Ve Türk Sinemasının bronz renkli kadını Semiramis Pekkan, aynı konu üzerinde durarak sözlerini şöyle bitirdi:
- Evet hodri meydan... Yalnız "Hodri Meydan" derken az önce söylediğim gibi kimseyle oynamaktan çekinmiyorum. Yoksa "Kiminle oynarsam ezerim" demiyorum yanlış bir anlaşılma olmasın. Sadece korkmuyorum ve çekinmiyorum, kendime güveniyorum. Ve bu yıl en iyi yılımı yaşıyorum sinemada. Her ayın yirmi günü dolu, on günü de boşum.
1968
Semiramis Pekkan Tiyatroya Dönmüyor (Pazar, 22 Mart 1968)
GÜLRİZ SURURİ İLE ANLAŞAMAYINCA KARAR DEĞİŞTİ
Semiramis Pekkanla bundan çok kısa bir süre önce konuşmuş, sahneye dönmek niyetinde olduğunu öğrenmiştik. Pekkan kardeşlerin küçüğü sahneyi çok sevdiğinden söz açmış, ve pek yakında beğendiği bir konuda rol almak üzere Gülriz Sururi-Engin Cezzar Topluluğunda sahneye çıkacağını söylemişti. Ancak bu karar aniden değişti ve Pekkan, Gülriz Sururiyle anlaşamadı.
Semiramis Pekkan, bu konuda yorum yaparken:
- Ben Gülrizlerin oyununu ve oynayacağım rolü çok beğendiğim için onlarla birlikte çalışmak istedim, diyor.
Ancak, Gülriz Sururi-Engin Cezzar topluluğunun toplu sözleşmeye yanaşmaması ve bazı oyuncuların uzun bir zamandan beri maaşlarını alamamaları yüzünden, sendika tarafını tutan Semiramis, tiyatroda oynamaktan vazgeçmişti. Bunun içinde, sendikanın haklı olduğunu gösteriyor ve:
- Bugün hemen bütün oyuncular, sendikalı, diyordu. Benim onların karşısına çıkarak, tiyatro sahiplerinin yanında yer almam pek yakışık almaz. Kaldı ki, bu tempoda gidilecek olursa, oyunun sahneye konması ancak Mayıs başında mümkün olacak. Ehh bu da benim işime gelmiyor. Bir ay için, ismimi afişe etmeme değmez...
Adım Adım Ajda'yı İzliyor (Pazar, 10 Ekim 1968)
Çoğu kişinin Jean Harlow'a benzettiği Semiramis Pekkan, gögüslerinin bir kısmı ile göbeğini açıkta bırakan tuvaleti ile gerçekten çok zarifti. Yukarıda ablası Ajda Pekkan'ı bir hayli telaşa düşüren şık ve güzel yıldızı Playboy'da programında yer alan şarkılardan birini söylerken. Hafif alaturka şarkılar söyleyen Semiramis'in programında "Ela Gözlerine Kurban Olduğum", Maksadım Biraz Naz Yapmaktı" gibi şarkıların yanı sıra Tonny Dilara'nın ünlü "Alma Maria" parçası vardı.
Kardeşini dinlemeye gelen Ajda Pekkan Semiramis'i Fahrettin Aslan'la birlikte izlemişti. Fotoğrafta Pekkan'lar, şantöz Ay-Feri ile beraber görülüyorlar.
Bir süre önce sahneye çıkacağından söz edilen Semiramis Pekkan geçtiğimiz hafta içerisinde Playboy'da basına bir kokteyl vermiş ve kendileriyle birlikte aynı programda yer alacak Altan Erbulak ve Hüseyin Kutman ile kuçük bir show düzenlemişti.... Şimdiye kadar yapılan hazırlıkların son provası niteliğinde olan kokteylde, önce şantöz Ay-Feri, sonra Hüseyin Kutman ve Altan Erbulak, sonuncu olarak da Semiramis Pekkan sahneye çıkmıştı...
Aynı gece yapılan galada genç kadın, birçok kişinin tahmininin aksine büyük sükse yapıyordu. Dinleyici olarak gelen Ajda Pekkan ve Maksim gazinosu sahibi Fahrettin Aslan, ön masalardan güzel yıldızı izlerken sonuçtan memnun olduklarını belli ediyorlardı.
Kendi deyimiyle, hafif alaturka şarkılar söyleyen Semiramis Pekkan, uzun bir süre hazırlık yapmıştı... Çoğunlukla ablası Ajda'yla birlikte çalışan güzel yıldız, şarkı çalışmalarının arasında elbise provaları ile de uğraşmışlardı. Gecede 1500 lira alan küçük Pekkan:
- Şimdilik para konusunda büyük bir iddiam yok diyordu. Sadece birşey yapabileceğimi göstermek istedim... Gelecek günlerde şayet başarılı olursam, astronomik tekliflkerden birisini kabul edebilirim...
1969
SİNEMAYA PAYDOS (Ses, 13 Eylül 1969)
Sinemadan sahneye geçenlerden Ajda Pekkan "Her yıl 1 film" düsturuna titizlikle sadık kalırken, Semiramis Pekkan, "Artık film çevirmeyeceğim" diyor. Semiramisin bu kararından sonra Yeşilçam biraz daha boşalmış oldu
Semiramis Pekkanın Fuarda çalışacağı gece kulübünde provası var biraz önce Ferhan Onat Doğan Onat çiftine eşlik eden orkestra dinlenirken biz de Semiramis Pekkanla ko Konuşuyoruz diyecektik, ama yaptığımız işe pek konuşmak denmez. Bir yıl, hatta 6 ay öncesinin konuşkan, samimi "Semiramis" gitmiş, yerine ağzından cımbızla laf alınan bir Semiramis Pekkan gelmiş.
- İzmirde ilk defa çalışıyorsunuz galiba ?
- Evet, ilk defa.
- Ne kadar kalacaksınız İzmirde?
Bir sigara yakıyor Semiramis Pekkan. İlk dumanı içine çekip havaya savuruyor. Sonra sorumuza cevap veriyor.
- Fuar sonuna kadar.
- Sonra İstanbula döneceksiniz, değil mi ?
- Evet, İstanbula döneceğim.
- İyi edeceksiniz. İstanbulda film çevirecek misiniz?
- Anlayamadım ?
- Yani dönünce film çevirecek misiniz ?
- Hayır, sinema benim için yok artık. Bundan sonra film çevirmeyeceğim!
- Kati mi bu karar?
- Kati, kesin.
- Peki, son çevirdiğiniz filmin adı neydi?
Sorucevabın başından beri ilk defa duraklıyor, gözlerini kısıp düşünmeye başlıyor, sonunda başını sallayarak:
- Katiyyen hatırlamama imkan yok, diyor. Yalnız o filmi İzzet Günayla çevirmiştik.
- Kalbimdeki yabancıydı herhalde.
- Evet, evet hatırladım. Kalbimdeki yabancıydı.
- Peki ilk çevirdiğiniz filmin ismini hatırlıyor musunuz?
- O aklımda tabii. Ablam, Ekrem Bora ve Süleyman Turanla oynamıştık. Adı da "Artık düşman" değilizdi.
O sırada yanımıza Doğan Onat geliyor, Semiramisle selamlaşıyorlar. Semiramis önündeki dosyaları eline alıyor, "Doğan Bey, sizin notlardan biri benimkilerin arasına karışmış. Bir dakika, vereyim" diyor. Kanat Gür uzaktan sesleniyor: "Biz hazırız Semiramis, istersen başlayalım."
Hep birden ayağa kalkıyoruz. Semiramis Pekkan orkestranın yanına giderken biz de Kültür Parktaki gece kulübünden ayrılıyoruz.
Semiramis kalkıp küçük adımlarla mikrofonun yanına doğru yürümeye başlıyor. Önce takdir ediyoruz Semiramis Pekkanı. Zaten oldum olası bu mert davranışını sürdürmüş, söyleceğini açık açık söylemiştir "Semuş". Bu defa da öyle yapıyor, "kesin kesin, sinemayı bıraktım," diye kestirip atıyor. Sahneye geçenlerin kapıyı bütün bütüne kapamamak için, "Şimdi bıraktım, ama belli olmaz, güzel bir rol bulursam oynarım," diyerek sinemadan gelecek reklamı feda etmeme endişelerine, bu konuda sırıtan alaturka kurnazlıklarına itibar etmeden açık açık vaziyet alıyor: "Bu iş tamam, bitti," diyor.
Bu davranışı için önce içimizden, "Bravo" diyoruz, sonra onun sinema hayatı bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçiyor.
Filmler, filmler, filmler... kısa fakat başarılı bir tiyatro hayatı ve sonunda "abla mesleği" ne, şarkıcılığa geçiş. 4 yıla epey şey sığdırmış Semiramis Pekkan. Ama asıl başarı şu: Medeni cesaret sahibi oluşu, mert tavrı. Hiç bir şeye baş eğmemiş, boyun eğmemiş. "Yeşilçamın bekar kızlarının" yaptığını yapıp geçici mutluluklar uğrunda gençliğini kumar masasına koymamış, uzun süreli beraberlikleri tercih etmiş. Ve 4 yılın sonunda sinemaya "Allahaısmarladık" deyip gitmiş.
Her gün bir terk haberinin duyulduğu Yeşilçam, böylece bir başrol oyuncusunu daha kaybediyor. Yeşilçamda kolay rastlanamayacak bazı özellikler taşıyan fiziği ve kısa süreli tiyatro hayatında edindiği oyun gücü ile Semiramis Pekkanın sinemayı bırakması, elbette Türk sineması için kayıptır. "Semuş" un sahne hayatı ise yenidir daha. Tiyatro ve sinemadaki başarısını mikrofon başında gösterip gösteremeyeceğini herhalde zaman gösterecektir.
Erman Şener ve Atilay Gülen İzmirden bildiriyor
1973
SEMİRAMİS KERVAN PLAKA GEÇTİ (Hey, 29 Ağustos 1973)
Odeondan ayrılan Semiramis, Orhan Gencebayın ortağı bulunduğu Kervan Plak Şirketi ile anlaştı. Yeni şirketi ile 1 yıllık sözleşme imzalayan, karşılığında 100 bin lira transfer ücreti alan Semiramis, bu zaman içinde adı geçen şirkete 5 plak dolduracak.
Semiramis, Kervan Plaka dolduracağı ilk 45likte, müziği Orhan Gencebaya, sözleri Ülkü Akere ait olan "Çöpçatan" adlı parçayı okuyacak. Bu parçada Orhan Gencebay, 5 yıldır ilk defa başka bir sanatçıya bağlaması ile eşlik edecek. Aynı plağın arka yüzünde, sözleri yine Ülkü Akerin olan "Sevgilim der misin" adlı parça bulunacak.
Aranjmanlarını Atilla Özdemiroğlunun yaptığı parçaları kapsayan 45lik en geç önümüzdeki bir ay içinde piyasaya sürülecek.
ORHAN GENCEBAY ÇALDI SEMİRAMİS SÖYLEDİ (Hey, 17 Ekim 1973 )
Semiramise, yeni plağında Orhan Gencebay bağlamasıyla ve Atilla Özdemiroğlu ise mandoliniyle eşlik ettiler. Bir süre önce Orhan Gencebayın da ortağı olduğu Kervan Plaka transfer eden ünlü şarkıcı Semiramis son plağından çok ümitli. Ünlü sanatçı bu plağı için:
"Dinleyicilerim beni bu plakta daha değişik bulacaklar. Parçaların her ikisi de çabuk ezberlenen, kulakta kalan türden" diyor. Plak şirketinin sahipleri Orhan Gencebay ve Yaşar Kekeva da aynı konuda şöyle konuşuyorlar:
"Semiramis hanımın şirketimize transferi bizim için gerçekten büyük kazançtır. İlk plağında satış rekorlarını kıracağını kuvvetle ümit ediyoruz. Özellikle "Sevgilim der misin" adını taşıyanı çok değişik. Kesin kararı müzikseverler verecek. Plak Ekim ayı başında piyasaya çıkacaktır."
5 YILDIR İLK DEFA
Semiramisin "Stereo" olarak kaydedilen plağında yer alan parçalar "Çöpçatan" ve "Sevgilim der misin" adlarını taşıyor. Plağın en ilginç yanlarından birisi de Orhan Gencebayın 5 yıldan beri ilk defa başka bir sanatçıya bağlamasıyla eşlik etmesi. Her iki şarkının düzenlemesini Atilla Özdemiroğlu yaptı. Bunlardan "Çöpçatan" Orhan Gencebayın bestesi. Ünlü sanatçı, ilk olarak kendi bestesini kendi plak yapmadan Semiramise vermiş oluyor. Şarkıların Türkçe sözleri ise Ülkü Akere ait.
1974
Müzik Stüdyosuna dönen evler... (Hayat, 17 Ocak 1974)

SEMİRAMİS PEKKAN'IN BÜYÜK AŞKI - Müzik dünyamızın başarılı sanatçılarından Semiramis Pekkan bugün yalnız plak çalışmalarıyla yetinirken evindeki ses düzenini sık sık yeniliyor. Pekkan kardeşlerin küçüğü, tekniğin en son imkanlarıyla en kaliteli müziği ayağına getirmiş oluyor...

AJDA PEKKAN İLE SEMİRAMİS AYNI PLAKTA BULUŞTULAR (Hey, 20 Mayıs 1974)
Müzik dünyamızın iki ünlü sesi, kardeş müzisyenler Semiramis ve Ajda Pekkan, geçtiğimiz hafta ilk defa birlikte plak yapmak üzere stüdyoya girdiler. Semiramisin yeni plağında Ajda Pekkan da vokal yaparak ilk defa kardeşine plakta eşlik etti. İki kardeşi biraraya getiren plakta, sözlerini Fikret Şeneşin yazdığı, aranjmanlarını da Noray Demircinin yaptığı
"Lady Lai" adlı şarkının türkçe sözlüsü "Neydi Neydi Ney" ve "Grammer" adlı şarkının türkçe sözlüsü "Nerdeysen" adlı şarkılar bulunuyor.
Bu plakta Semiramise vokalist olarak ayrıca Deniz Uğraşan, Sema İleten, Müjde Türkoğlu, Serdar Türkoğlu, Seha Bölükbaşı ve Ömer Sert eşlik ettiler. Semiramise eşlik eden orkestraya geçtiğimiz ay yurda dönen Okay Temiz de tumbasıyla eşlik etti. Plak önümüzdeki haftalarda yayınlanacak.
(Hey, 31 Temmuz 1974) (Derginin içinde yazı yok)
1975
Semiramis Evliya Çelebi gibi Ankara'yı Dolaştı (Hey, 15 Ocak 1975) Yazı ve resimler Cengiz Tunay
Giriş
"İlk yapımcısı Rum Kayzeri'dir. Sonra nice hükümdarların eline geçmiştir. Sonra Osmanlıların çıkışında Yıldırım Beyazıt Han'ın eline düşmüştür.Kalenin kuzeyinde bir konak mesafede olan (Erkek Su) denilen köy tarafından bakılırsa kuğu gibi görülür. Mamur olup üzümü çok bol olduğundan adına (Engürü) demişler. Bazıları kalesi Angarya ile yapıldığından (Ankara) denilmiş derler. Defterhanede adı Ankara'dır. Gülen gül gibi beyaz bir sur ile çevrilmiştir. Zabtı güç bir kaledir."
İşte Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde anlattığı Ankara ve Ankara Kalesi. Evliya Çelebi gibi çıktı Semiramis Pekkan da Ankara kalesine, seyretmek için o modern şehri.
En dış kapının önündeyiz şimdi. At pazarı'na bakan kapının önünde. Evliya Çelebi'ye kulak veriyoruz...
"Yüksek kubbesi kemeri üzerinde geçmiş pehlivanların gürzleri ve ibret verici balık kemikleri ve nice acayip asılıdır. Gece gündüz kapısı dışında ve içinde neferleri bekçilik ederler. Kale ağası kaleden çıksa katil veya azledilir. Çünkü bütün düşmanlar bu kalenin bir taşına bin baş verip, yüzbin savaş etmeğe can baş oynatır."
Bugün
Bugün o askerlerin yerini meyvacılar, sebzeciler ve pazarcılar almıştı. Duvarın dibinde dizilmiş Ankara kışının az ısılı güneşinden faydalanmaya çalışan pazarcılara, Semiramis Pekkan uzun uzun konuştu. Düşünüyordu içinden acaba bu insanoğulları, yaslandıkları kale duvarları için ne kadar kan döküldüğünden haberdar mıydılar? Şimdi kan yerine duvar diplerine patlayan kuruyemişçi çuvallarından yemişler dökülüyordu.Fındığı ile, fıstığı ile ve de kayısısı ile.
Sonra bir eli kınalı hatuna rastladı Semiramis Pekkan. Nasırlaşmış bu kadın elini saygı ile eline aldı. Erkeği ile beraber, onunla aynı işi yapan kadın, şimdi pazarda mallarını satmasını bekliyordu kocasının.
Ankara
Ağır ağır kaleden Ankara'ya doğru inmeye başladı. Bir modern, bir büyük sehir Ankara. İstanbul'un karışıklığını, İstanbul'un gürültüsünü, Semiramis Pekkan Ankara'da bulamadı. Anıtkabir ziyaretinden dönerken sessizliği adeta içine emiyordu.
"Çok huzurlu bir yer Ankara. İstanbul'da insanı ezen şehrin kendine has bir ağırlığı vardır. Yorulduğunu hissedersin. Kalabalıktan nefes alamadığını hissedersin."
Ankara deyince Kızılay, Kızılay denince Ankara akla gelir. Bir baştan bir başa Kızılay'ı dolaşan Semiramis Pekkan Evliya Çelebi'yi hatırlamadan edemiyordu.
"Engürü paçası, Kütahya paçasına yanbaşı gelir. Biber tohumu ile terbiye edilmiş Engürü pastırması, tiftik keçisinin eti güzel kokuludur. Çünkü keçiler dağda pirnar yaprağı yerler."
Pastırmacı
Tiftik keçisinin etinden yapılan pastırmanın methi ta Evliya'dan geliyordu. Pastırmacı dükkanını bir bir dolaştı Semiramis Pekkan. Ve öğrendi ki artık tiftik keçisi Evliya gibi tarihe karışmıştı.
Palabıyığı ile Ankara balıkçısı Semiramis Pekkan'ın yanında afilli pozunu verirken "Bu kadar taze balığı İstanbul'da bulamazsın abla" diyordu. Samsun'dan geliyormuş Ankara'nın balığı ve İstanbul'dan.
Ankara'nın Kızılay'ında modern giysileri içinde bir Semiramis Pekkan. Güven Parkı'nın devasa heykeline bir an baktı da tunç ayaklar dikkatini çekti. Çıplak ayaklar, düşmanını ezip geçen ve bugünün nesline hürriyeti hediye edenlerin ayakları...
Ayaklar
"Çok şey anlatıyor bu çıplak ayaklar bana. Kendini ezmek isteyenleri ezip yurdundan çıkartan kutsal ayaklar... Bir tarihi, şanlı bir tarihi okumak mümkün bu nasırlaşmış ayaklarda. Güven Parkı'na yapılan bu heykelin bence en etkili yeri ayaklarıdır. Ankara bambaşka bir şehir. Herşeyi ile 50. yılını aşmış Türkiye Cumhuriyeti'nin üstünlüğünü, varlığını anlatıyor. Duygulanmamak imkansız."
Akşam Arı Sütudyosu'nda çekimi vardı Semiramis Pekkan'ın. Binanın kapısından içeri girdikten sonra gördükleri ana Evliya Çelebi'yi bir kere daha hatırlattı. Ve sonra şöyle düşündü; "Acaba Evliya Çelebi bu dekoru, bu işleri görseydi nasıl kaleme alırdı." Düşündü düşündü de Evliya Çelebi gibi gördüklerini anlatmaya çalıştı...
İcad
"Ol yere geldikte bi acaip bina ile karşılaştım. Türlü türlü görüntüler camlardan aksediyordu. Sordum öğrendim. Televizyon diye tesmim olunmuş, hazırlanması da bir hayli güçmüş.
Bir frenk icadı olan aletlerin önünde duruyorsun. Yüz çeşit salavat ile kulaklarına bişeyler takmış adamlar çalışıyorlar. Bütün kainatların hocası ve deşt-i Kerbela şehitlerinin üzerine olsun ki ondan sonra vukua gelenlere akıl sır ermiyor. Cismimin hareketlerini Ampeks diye tesmim olunur bir icadın içine hapsediyorlar. Bir düğmeye bastıklarında aynı cismin biraz önceki hareketlerini bu sefer karşındaki camda hayal ediyorsun. Senin hayalini tekrardan Amplekste saklayıp gerektiği gün çıkartıp yayınlıyorlar. Evlerin çoğunda o televizyon denilen camlı kutudan var. Kendi kendini bu kutunun içinden seyreyliyorsun. Kıssadan hisse şudur ki : Frenk icadına akıl sır ermez..."